03 Şubat 2009 Salı, posted by Yahnili Makarna at 18:28
Hayatımız bir ‘şey’leri yaşamakla geçiyor. Hatta direk şeylerle geçiyor. Nedir bu şeyler, üstünde durmak istedim.

Sizden iyi olmasın, İzmir’de çalışan bir arkadaşım var adı lazım değil. Bir seneyi buluyor tanışıklığımız. Ona ne iş yaptığın sorduğumda bana aynen şunları söylemişti.

‘’Bilgisayar şeysiyim.’’

‘’Nesisin?’’ diye sorduğumda da ‘’şeysi işte..şeysi..’’

Bunun üzerine oturup düşündüm uzun uzun. Herkes herkesin ve hatta her şeyin bir şeyleri olmaya çalışıyor ömürleri boyunca. Bir adam çocuğuna baba olmaya çalışıyor. Çocuk öğretmenin gözünde iyi öğrenci olmaya uğraşıyor. Öğretmen de herkese şey olmaya çalışıyor.

Peki bunlarn hepsi bir amaç mı? Nefes almamız bu yüzden mi ilahi kavramlar dışında?

Zannetmiyorum. Umarım öyle de değildir.

Sorsalar bana ne demeye çalışıyorsun diye, bilmiyorum. Ama ortada bir problem var ve söylemesem kendimi affetmezdim. Bu da birinci şeyimiz olsun, pardon, mevzumuz.

Etiketler: , , , ,

 
04 Aralık 2008 Perşembe, posted by Yahnili Makarna at 08:56
Bugün biraz kendimi aşıp bir kaç değişiklik yapmaya baş koydum. Normalde müzik dinlerken ne okuyabilirim ne de yazabilirim. Şimdi fonda egzantrik bir müzikle beraber aklımdan çıkan kelimeleri an be an yazmaya çalışmaktayım, hayırlısı.

Dün bayram dolayısıyla Düzce'ye döndüm, aile meclisinin yanına. Aslında iyi oldu; özledim buraları, gerçek dostları.

Otobüsteyken Bourne'un Ultimatomu'nu izlettiler bize. 5. seyredşimid ama gene de gözümü o küçücük ekrandan alamadım. Belki film çok güzeldi, belki de zaman bir an önce geçsin bitsin diye takılıp kaldım bilmiyorum. Ama film bittiğinde az bi yolumuz kalmıştı zaten, iyi oldu.

Bu küçük anlamsız girişten sonra oklarımı Issız Adam filmine çevirmek istiyorum.

Anladım ki bizim vatandaşımız ağlamayı seviyor arkadaş. Birileri bir acı çeksin, biz de izleyelim dinleyelim sonra da üzülelim istiyor. Bir kaç kurnazda bu çarkın her zaman iyi işlediğini biliyor, yükleniyor duygusal film senaryolarına. Şu ortalığı yıkan kavuran Issız Adam'ın 30-40 yıl önce çekilen aşk meşk yeşilçam filmlerinden hiç bir farkı yok. Sadece replikler günümüze uyarlanmış o kadar. Konu klişe hadi, eyvallah; hiç mi görsel bir gösteri sunulmaz insana yav.

Çok basit, dar, kendi kalıpları içinde boğulmuş kalmış, sade bir film olmuş çıkmış. 70 milyonun (!) beni okuduğunu varsayarak diyorum ki, gelmeyin böyle oyunlara!

Bu arada bir daha müzik dinlerken yazmamaya karar verdim.

Etiketler: , , , ,

 
16 Kasım 2008 Pazar, posted by Yahnili Makarna at 13:36

Etiketler: ,

 
21 Ekim 2008 Salı, posted by Yahnili Makarna at 19:37
Harika hissettiğini ifade etmenin kaç yolu vardır? 100 kişiye sorduk, demek isterdim lakin biraz ukalalık yapıp o 100 kişinin bir ben edemeyeceğini bildiğim için direk sorduğum soruya kendim yanıt arayacağımdır.

Sabah uyandıktan sonra bazen bir hoş olur insanın içi dışı. Aptal bir tebessüm yerleşir sıfata. Garip bir gerinmeden sonra fırlarsın yataktan. Vazodaki çiçeklerini okşarsın diyeceğim diye beklerken siz, vatandaş çoktan giyinip sokağa atmıştır kendini.

O vakit akılda bür sürü şey canlanır. Belki ne kadar şanslı olduğunu düşünüp zıplaya zıplaya yürürsün, belki de ofisindeki sarışın hatunu düşünüp ne kadar şanslı olduğunu farkedersin ve gene zıplaya zıplaya yürürsün.

Böylece ilk cevabımızı bulmuş olduk.

-Zıplaya zıplaya yürümek.

Daha sonra malum mekana ulaştıktan sonra, ki bu mekan okul da olabilir iş yeri de, insanları izlemeye başlarsın. Kimi de sen gibi kıpraşmaktadır, kimiyse hayatın sırtına erken yüklediği sorumlulukların acısını ekmeğinden büyük lokmalar alarak çıkartmaktadır.

Bunlar senin aklında o an fazla yer edinmezler. Çünkü o an kendini ulaşımaz hissedersin, diğerlerinin ne düşündüğü ne yaptığı hiç ama hiç önemli değildir. Burnun havada, pipin havada (yoksa kıvamında) etrafı kesmeye devam edersin.

İkinci cevap.

-Umursamazlık

İş yerinde olduğunu farz edip seni rahat koltuğuna oturttum. O sırada ofis telefonun çaldı. Sekreterin bir ziyaretçin olduğunu söylüyor. Sekreterin o naif sesini dinlerken aklın tekrar bşka ütopyalara doğru yola koyuldu bile.

Şimdi Akdeniz'de, son model yatında denizlere açılmak var ütopyanda. Bir yandan balık tutarken, diğer yandan güverteye uzanmış yarı çıplak hatunlara göz atma fikri seni baştan çıkarmış durumda. Fakat bu durum uzun sürmedi. Çünkü iyaretçin içeri girdi ve sen normal, sıradna hayatına döndün. Oradaki hiç bir kimseden farkın yok. Sıradansın.

Ve şimdilik son cevap.

-Hayal kırıklığı.

Etiketler: , , ,

 
04 Ekim 2008 Cumartesi, posted by Yahnili Makarna at 17:27
Ben, sadece benim ol, benim için nefes al, benim için varolmuş ol istedim. İstemekle kalmadım, buna inandım da. Sen talep etmesen bile inandım; hoş, böle bir şeyi kim talep eder. İnsanın aklını yemesi gerekir.

-Seni seviyormuş!

-Olamaz, intihar etmeliyim!


Neden? Çünkü adam kıskanç. Adam bencil ve gamsız, belki de çekilmez ve kibirli, ilgisiz ve kaba...ama adam, aptal ve aşık.

Etiketler: , ,

 
22 Eylül 2008 Pazartesi, posted by Yahnili Makarna at 23:43
Güvenmek kolaydır. Güvenilecek insanı bulmak lükstür. Kolay olan lüks müdür? Hayır. Problem nerde? Aptal insanlarda. Nazım eksik söylemiş. Herkes aptal.

Herkes alınabilir, umrumda değil.

Niye mi sinirliyim?

Çünkü aptal olduğumu farkettim. Güvenilecek insanları buldum zannettim. Ama nerden anlasın bu kafa o insanlarda şerefsiz? Aptal kafam nerden bilsin? Şerefsizliği bile maske takarak yapanların arasında dolaşıyoruz; sen de ben de o da..

Bana kalsa çözüm kolay. Dayarsın adamın şakağına bıçağı, kolaysa konuşmasın. Kolaysa hayır ben değilim desin. Doğru söylese de o beyin dağılır, söylemese de. Böyle durumlarda ilk akla gelen insanları cezasız bırakmamayı öğrendim çoktan.

...

Herkes bir kere olsun aynaya baksın, bir kere. ben neyim, kimleri neyle suçluyorum, hangi zor durumlara girdim ve kimleri soktum; bir düşünsün.

Hava civa mı geliyor hala; cevap belli, seni alem dürtmüş haberin yok...

Etiketler: , ,

 
14 Eylül 2008 Pazar, posted by Yahnili Makarna at 14:18

Çok sosyal günümdeyim bugün, konudan konuya atlayabilir; yahut dokuza basarak çıkış yapabilirsiniz. Beni okuduğun için iyi günler diliyorum bebeğim.

-Alo?

Allessandra Lolita Oswaldo... Yani ''Alo'' kelimesinin açılımı. Bu hatun Graham Bell'in yavuklusu olmakla beraber, telefonun icadından sonra ilk telefon görüşmesi yapan hatundur. Graham amca ilk telefon hattını Allessandra Lolita Oswaldo'nun evine çeker. Hatun, Graham'ı her aradığında, Graham telefonu Allessandra Lolita Oswaldo diyerek açar. Tabi bunu sölemesi zor sürekli. Çüşünüz yani.

Gel zaman git zaman Allessandra Lolita Oswaldo amcamıza rest çeker, ya ben ya mobile phone der. Amcamız peki seni tercih ediyorum der lakin Lolita yine de terkeder.

Tabi bu bunalımlı dönemler yaşanırken hayat devam etmektedir, tüm şehirde her evde artık bir telefon olmaya başlamıştır, hatta parası olanlar ikişer üçer tane almaya gayret gösterip, fakir komşularına hava atmaktadırlar.

Eh, evine telefonu kapanda teşekkür maksatlı amcamıza telefon açarlar. Graham da zamanla Allessandra Lolita Oswaldo diye diye tel açmaktan bıkar yani; naz aşık usandırır sonuçta. İlk zamanlar Ale Lolos! derken, kısalta kısalta Alo!'yu bulur.

Tabi yerseniz...


dııııııııt. dıııııııt.
-Allessandra Lolita Oswaldo?
-Buyrun Graham amca.
-Üç çay canım benim, açık olsun.
-Tabi efendim.

Etiketler: , , ,